Sektörel Log

Web dünyasında çalışıyor olmak dışardan biri için çok güzel görünüyor olabilir. Kısmen doğru da. Bu yüzden hep iyi yönleri kaleme alınır. Ama ben bugün biraz "Yiğidi öldür, hakkını ver" yapacağım. Bu düşüncelere sebep olan Hüsnü Şenlendirici'nin Klarnet soloları da olabilir, bilmiyorum.

Yiğidi öldür, hakkını ver!

Hani derler ya her mesleğin zorluğu vardır diye? Heh, bu sefer ben de zorluklarından bahsedicem işte. Bu yüzden sadece yiğidi öldürecem hakkını da siz verin.

"Tasarımcı olmanın 10 temel kuralı" diye bolca olumlu değerlendirmeler yapılmış yazılar görürsünüz. Çiziminiz iyi olsun, 3D düşünebilin, perspektif nedir bilin, renk değerlemeniz superman gibi olsun, 3, 2, 1, 0, bla bla.. Bir de temel kurallar vardır. Trend'i takip edin, araştırmacı olun, yılmayın, 3, 2, 1, 0, bla bla.. Ama kimse -hadi mütevazi olayım bir kaç kişi hariç- sabırlı olmanızdan, eleştiri kaldırabiliyor olmanızdan, motivasyonunuzun sürekli yüksek olması gerektiğinden, kısaca zor ve kötü yönlerinden bahsetmiyor.

Mesleğimiz bence zor.

Çünkü; bilgi ve deneyim gerektiren bir iş.

  • bilginin çoğu kişide önemi yoktur. Değersiz ve hor görülür.

Çünkü; flat dersin, trend tasarım dersin. O bildiğini okur, okutur.

  • "Buraya maviden kırmızıya geçen arkaplan koyalım. Unutmadan, hava durumunu koydun mu? Sakın unutma haa!" gibi telkin ve emir kipleri alırsın.

Çünkü; fazlasıyla sabır ve psikoloji kontrolü gerektiren bir iş.

  • Bu iş 2 saatimi alır dersin, onun için 2dk'da halledilir görünür.

Çünkü; herkesin bir yorumu vardır.

  • Unutmayın, onlar sizden daha iyi bilir işi. Pardon siz kimsiniz ki?

Özetle, ne düşündüğünüzü pek bir önemi yok. Parayı veren düdüğü çalar. Binali Yıldırım'un Bulut teknolojisi için söylediği laf geliyor aklıma gülmekten alı koyamıyorum kendimi. "Fazla kafa yormayın bu işlere. Sonra kafayı sıyırırsınız."

Bir anı

Bilgi değersiz demiştik. Ufak bi hikayemi anlatayım. Trabzon'un meşhur caddelerinden Uzun Sokak'tayım. 4 yıl önce (~2009). Amatör zamanlar.

Daha önceden web'de sorgulayıp siteleri olmayan mağazalara, şirketlere girip "Merhaba, Websiteye ihtiyacınız var mı?" diye soruyorum.

Bir Mağaza;

  • Ben : Merhaba kolay gelsin, yetkili biriyle görüşebilir miyim?
  • Müşteri Adayı : Buyur benim.
  • Ben : İnternetten araştırdığım kadarıyla bir websiteniz yok. İhtiyacınız varsa bu işlerle ilgilenen biriyim, yardımcı olmak isterim.
  • Müşteri Adayı : Wep neyi? O ne ki?
  • Ben : Pardon, sanırım yanlış geldim. Şimdi hatırladım da iki sokak ötedeydi aradığım yer. Teşekkürler, kolay gelsin.

Başka Bir Mağaza;

Bu sefer umutluyum. Herkes 90'lı yıllarda yaşamıyordur. Bu işleri de bilen vardır herhalde?

  • Ben : Merhaba kolay gelsin, yetkili biriyle görüşebilir miyim? Website işleriyle ilgilenen biriyim. Sitenizi internette bulamadım. Eğer ihtiyacınız varsa yardımcı olmak isterim.
  • Müşteri Adayı : Bi dakka, çağırayim. Patroooon! Habu uşak bir şeyler diy baa(bana). Aha geliy.
  • Müşteri Adayı (Patron) : Buyur nasıl yardımcı olayım sana?
  • Ben : Fix cümle tekrarı.
  • Müşteri Adayı (Patron) : Ben anlamam haole(böyle) işlerden bizim kartvizitimiz var vereyim bidane belki lazim olur saa(sana). He vereyim mi?
  • Ben : Çok teşekkürler, bir tane alayım. "Fazlası hazimsizlik yapıyor" diyemedim ya la.

Kısaca, yine hayal kırıklığı. Bunu neden anlattın şimdi? Ne gerek vardı?

Yani?

Yani; bu replikler 4 yıl önceki gerçekler. 2 yıl sonra tekrar aynı mağaza ve şirkete gittim. Değişen tek bir şey olmuş. O da websitenin ne olduğunu, ne işe yaradığını öğrenmiş oldukları. Şimdiki sorunumuz ise fiyatlandırma. Bilginin ölçülebilirliği olmadığı için bi takometre ile fiyatlandırma da yapamıyoruz haliyle.

Uzatmadan genel konuşmalardan çok eğlenceli bir cümle seçip, paylaşayım hemen.

Ooo çok diyorsun yaa. Bizim yeğen 100TL'ye yapıyor.

"Acaba 12 taksit imkanı da var mı?" diye sorası geliyor insanın. Bu arada bu söz artık bir fenomen. Bilmeyeniniz varsa öğrensin. Sonra "Vay efenim ben duymadım, yok ben bilmiyordum" olmasın.

Neyse, fiyatlandırma konusunu başka zaman ele alacağım. Şimdi,

Sadete gelelim

Bu konuyu niye açtın, neden yazdın derseniz açıklayayım hemen.

Yeni bir iş alınmış. Heyecan dorukta. İş basit olduğu için wireframe aşamasını es geçtim. - Siz yine de es geçmeyin - Neyse, düşünceler, tasarım süreçleri vs. derken işin %85'i bitti.

Tasarımların sunumunu yaptık. Ekipçe yaptığımız işi çok beğendik aslında ama iş müşteriye gidince öyle olmuyor işte.

Biz işi daha kullanışlı hale getirmek için çabalarken müşterinin görüşünün bu yönde olmadığını fark ettik. Biz e-bülten kesinlikle olmalı diyoruz, onlar kaldırın diyor. Biz yeni gelen filmleri öne çıkarılmış göstermemiz gerektiğini söylüyoruz, onlar iki kategoriyi göstermemiz yeterli diyor. Düşüncelerini sonradan çözdüm. Meğer siteyle uğraşmak istemiyorlar. İnternette varız ama yokuz durumunda olmak istiyorlar.

Hani sabırlı ve motivasyonunuzun yüksek olması gerektiğinden bahsetmiştim ya? Tam da burada olması gereken özellik bu işte. Eğer varsa ve diğer şartları da kabul ediyorsanız girin bu işe. Mükemmel adamsınız demektir çünkü.

Artık cümlelerimi sonlandırıyım, şarkı da bitiyor zaten. Ayrıca işler de birikti.

Ya bi sorum var size. Yalnız ciddi bir soru.

Çileden çıkmamak için neler yaparsınız?

Sakinleşme yöntemlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Çünkü bazen gerek duyabiliyor insan.

— Bye ;) —

comments powered by Disqus